Yazmak bir ihtiyaç.. Yazmak, konuşmanın bir başka türü.. Hatta o, ebedi konuşmaktır. Doğurganlığın bir güzel ifadesi de yazmaktır.
Yazmak tecrübe ve bilgi istese de bunlar olmazsa olmaz değildir. İnsan hissettiğini, hayallerini de yazabilir. Bunlar ise ne tecrübe ister ne de bilgi.
Yazmak bir açıdan cesaret ister ve insana cesaret verir; kendini ifade cesareti, düşüncelerini açıklama cesareti, verimli olma cesareti..
Herkes konuşamayabilir.. Konuşmak biraz kabiliyet, biraz da medeni cesaret ister. Herkes bunu yapamayabilir. Ama yazmak, daha özgüvenlidir.. Daha çok özgürlük barındırır. Bu da yazmadaki cesareti arttırır.
Tabi ki, boş, müstehcen ya da faydasız şeyler yazmamalı.. Yazılan şeyler, insanı yetmiş yaşında okuduğunda dahi mutlu edecek, tatmin edecek şeyler olmalı. Yazılanlar hem dünyada ahir ömürde hem de ahirette insanı mahcup etmemeli..
Doğurganlık dedik.. İnsan yazarak doğurganlığını arttırabilir, geliştirebilir, erken dönemde meyve verebilir.. Yazarın kendine ait bir okuyucu kitlesi olur.. Onlarca, yüzlerce, binlerce kişi tarafından takip edilir. Takipçiler birer erken meyvedir. Daha ilerde, yazılanlardan hareketle hayatlarını şekillendirenler daha da büyük meyvelerdir.
Yazmaktan korkmamalı.. Profesyonel yazmalıyım diye de şartlanmamalı.. İlla şu üslupta yazmalıyım diye bir şekilciliğe girmemeli.. Elbette insanın okuyarak, dinleyerek beslendiği eserler ve kişiler, onun üslubuna tesir eder. Ama insan en sonda kendi üslubunu bulmalı ve orijinal bir tarz ortaya koymaya çalışmalı. Yoksa bazı şeyler taklit olmadan öteye geçemez.
Yazmak, insanın karakterine tesir eder. Olgunlaşmada yazmanın önemi büyüktür. Erken dönemde yazı yazmaya başlayan bir delikanlıyla yazmayanın arasındaki fark, küçümsenmeyecek ölçüdedir.
Hasılı; yazmalı.. yazmalı.. yazmalı..
Yazmak üzerine: İhsan ister, selamet ister, yeri geldiğinde Afrika Yerlisi gibi hakikatlere karşı çıplak olmak gerektir.